Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan kirli elleri bulup hesap soracağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan kirli elleri bulup hesap soracağız

Vakıfbank 970x250

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

"Değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, sizlere en kalbi duygularımla, sevgiyle, saygıyla selamlıyor; siz kardeşlerimin şahsında AK Parti hareketinin fedakar neferlerini bir kez daha muhabbetle kucaklıyorum. Grup toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Toplantımızı farklı mecralar üzerinden takip eden tüm vatandaşlarıma, ekranları vasıtasıyla heyecanımızı paylaşan tüm yol arkadaşlarıma buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Katılımlarıyla grup toplantımızı onurlandıran kıymetli misafirlerimize hoş geldiniz, safalar getirdiniz diyor; sevdanız için, vefanız için, salonlara sığmayan şu muhabbetiniz için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Sizlerin şu samimiyeti, şu coşkusu 86 milyonun umutlarını çoğalttığı gibi bizim de heyecanımızı, şevkimizi, azmimizi artırıyor. Rabbim dayanışmamızı daim eylesin.

Millete hizmet yolculuğumuzda bizlere güç versin, kuvvet versin. Bizleri son nefesimize kadar bu kutlu yoldan ayırmasın diyorum.

Konuşmamın hemen başında bir hususu dikkatinize getirmek istiyorum. Meclis çalışmalarımız oldukça yoğun bir tempoda devam ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bizi buraya hak ve hukukunu savunmamız için gönderen aziz milletimizin emanetine sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz. Muhalefetin tüm uzlaşmaz, hukuk tanımaz, meclis iç tüzüğüyle bağdaşmayan tavırlarına rağmen sabırlı ve sağduyulu bir şekilde hareket ediyor, milletimize karşı sorumluluklarımızı layıkıyla ifa etmeye çalışıyoruz.

CHP jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu gerçeği bizim gibi milletimiz de biliyor.

Yönettikleri belediyelerdeki emekçilere düzenli aylık ödemeyenlerin, işçiye maaş yerine harçlık verenlerin, kendi personeli görev yaparken tropikal adalarda keyif çatanların, yolsuzluk, iş bilmezlik ve israf sebebiyle belediyeleri iflasa sürükleyenlerin şov peşinde koştuklarını benim milletim, benim emeklim gayet iyi biliyor.

Aynı şekilde milletimiz bizim samimiyetimizi, bizim hüsnüniyetimizi, bizim kendisi için elimizden geleni yaptığımızı da gayet iyi biliyor.

Şimdi değerli kardeşlerim, malum en düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkartan kanun teklifimizin Genel Kurul görüşmeleri başladı. Sizlerin de yakın takibiyle inşallah teklifimizin bir an evvel yasalaşacağına inanıyorum. Teklifin yürürlüğe girmesiyle birlikte geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığı 3 bin 319 lira artışla 20 bin liraya yükselmiş olacak.

Bu rakam göreve geldiğimizde neydi biliyor musunuz? Sadece 66 liraydı. Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak.

Yine Kasım 2002’de asgari ücret 184 liraydı. Yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece üçte biri kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır. Bakınız 2002 Kasım'ında 6,5 milyon olan emekli sayımızın yaklaşık 3 kat artışla 17 milyona çıkmasına rağmen bu adımları attık, bu oranlara ulaştık.

Bunları söylerken elbette tüm sorunları çözdük, tüm talepleri karşıladık iddiasında değiliz. Kiralar ve hayat pahalılığı başta olmak üzere emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Nitekim bugünlerde kuraları çekilen 500 bin sosyal konut hamlesi gibi projelerimizle konut arzını artırarak bu sorunlara çözüm üretmeye gayret ediyoruz.

Bir defa şunu tüm emeklilerimizin bilmesini canı gönülden arzu ediyorum. Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkelerine hizmetle geçirmiş emeklilerimiz bizim başımızın tacıdır. Her türlü hizmete ve hürmete ziyadesiyle layıktır. Emeklilerimizin taleplerine, beklentilerine, şikayetlerine hiçbir zaman kulağımızı tıkamadık.

Tam tersine bir kulağımız her zaman emeklilerimizde oldu. Bütçe imkanlarımız genişledikçe taleplerini yerine getirmeye çalıştık. Türkiye kalkındıkça bundan emeklilerimizin de faydalanmasını sağladık.

İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyette davranmaya devam edeceğiz. Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak.

Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. Allah'ın izniyle milletçe yıllardır yaptığımız fedakarlıkların boşa gitmediğini göreceğimiz bir döneme giriyoruz.

İnşallah tüm dünyayı kasıp kavuran bu fırtınadan alnımızın akıyla çıkacağız. Türkiye'yi sadece ekonomide değil, askeri ve diplomatik olarak da çok farklı bir konuma taşıyacağız. Ben emeklilerimizden AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na güvenmeye devam etmelerini özellikle rica ediyorum.

 

Bugüne kadar emeklimizi ihmal etmedik, onları sahipsiz bırakmadık. Bundan sonra da asla yalnız bırakmayacağız. Çünkü biz meydanlarda emeklilerimize şunu vereceğiz, bunu yapacağız diye söz verip bugün işçisine maaş ödeyemeyenlere benzemeyiz. Biz seçim dönemlerinde halkçı ama göreve gelince rantçı olanlara da benzemeyiz. Bizim popülizmle de bukalemun siyasetiyle de işimiz olmaz.

Bizim derdimiz var. Bizim ilkelerimiz, prensiplerimiz var. Bizim bu ülkeyle ilgili büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz var. Unutmayın. Bizim için menzil önce Mevla’nın sonra milletin takdirindedir. Rabbim ömür verdikçe, rabbim sağlık, sıhhat verdikçe hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmek için aralıksız koşturacağız.

Her birinizden bu yüce çatı altında yürüttüğümüz yasama faaliyetlerine işte bu idrakle yaklaşmanızı özellikle istirham ediyorum. Altını çizerek belirtmek isterim ki millete hizmet yolunda rehavete yer yoktur.

Rehavete kapılanlara da yer yoktur. AK Parti Grubu olarak ittifak ortaklarımızla birlikte her alanda olduğu gibi meclis çalışmalarında da öncü, örnek, lokomotif kadro biz olacağız. İstisnasız tüm milletvekillerimizden komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılım noktasında azami özeni göstermelerini bekliyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde, bölgemizde ve dünya genelinde birbirinden önemli gelişmelere şahit olduğumuz iki haftayı daha geride bıraktık. Suriye'den İran'a, Yemen'den Kuzey Avrupa'ya uzanan geniş bir alanda dikkatle takip etmemiz gereken olaylar cereyan ediyor.

Bunların kapsamlı değerlendirmesine geçmeden evvel, geçtiğimiz günlerde gençlerimize verdiğimiz iki müjdeyi buradan hatırlatmak arzusundayım. Bu müjdelerden ilki kredi ve burs oranlarında yaptığımız artışlar. 2002 yılında üniversite öğrencilerine ödenen burs ve kredi tutarı 45 liraydı.

Bu ödemeler hem çok geç başlıyor hem de öğrenciye üç ayda bir veriliyordu. Biz zaman içerisinde hem ödemeleri aydan aya yapmaya başladık hem de burs ve kredi miktarını sürekli iyileştirdik. Sadece geçen yıl burs ve kredi desteği olarak üniversite öğrencilerimize 34 milyar 14 milyon lira ödeme yaptık.

2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik. Böylece burs ve kredi rakamını lisans öğrencilerimizde 4 bin liraya, yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin liraya, doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükselttik. Bir kez daha gençlerimize ve ailelerine hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Bir diğer müjdemiz Gençliğin Üretim Çağı kısa adıyla GÜÇ programıdır. Önümüzdeki üç yılda 3 milyondan fazla gencimizi istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı bu programa tahsis edeceğiz.

Böylece öğrencilerimizin erken yaşta nitelikli iş deneyimi kazanacağı, meslek liselerimizde okuyan gençlerimizin daha mezun olmadan güvenilir kanallardan iş hayatına yönlendirileceği, eğitim ve istihdam dışı gençlerimizin yeniden sisteme dahil edileceği, yeni mezunlarımızın ilk iş tecrübesinin risk olmaktan çıkacağı bir sistemi gençlerimizin istifadesine sunmuş olacağız.

Bizim farkımız işte budur. Biz gençlerin yanında oluruz, onlara destek oluruz, hayat mücadelesinde gençlerimizin ellerinden tutarız. Ana muhalefet ve yoldaşları ise gençleri istismar eder, eylemlerde paravan olarak kullanır, işleri bitince de bir peçete gibi buruşturup bir tarafa atar. Bunu 27 Mayıs öncesinde rahmetli Menderes’e karşı yaptılar. Bunu 1970’lerde askeri müdahaleye ortam hazırlamak için yaptılar. Bunu 28 Şubat’ta gençlerimizi yasaklara mahkum ederek yaptılar.

Bunu Gezi olaylarında gençleri kışkırtarak, gençleri kullanarak yaptılar. Bunu en son belediyeleri ahtapot misali saran suç örgütünü adalete hesap vermekten kaçırmak için yaptılar. Yarın siyasi ikballeri uğrunda yine gençleri kullanmaktan, şahsi kariyer basamaklarını gençlerin omuzuna basarak çıkmaktan emin olun hiç çekinmezler. Ama biz bunlara fırsat vermeyeceğiz.

Bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarını karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Hem yeni kredi ve burs miktarlarımızın hem de GÜÇ programının gençlere hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Komşumuz Suriye, 8 Aralık Devrimi'nin ardından ülkede birliği sağlamak adına yoğun bir mücadele veriyor. Suriye'nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları işgal eden adına SDG denilen yapı ile biliyorsunuz geçtiğimiz yıl 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandı.

Bu mutabakata göre SDG silahlarını bırakacak ve işgal ettiği yerleri Suriye Hükûmeti'ne teslim edecek, böylece ülkenin birliği, bütünlüğü temin edilmiş olacaktı. SDG bu entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı.

SDG adlı yapı, 10 mutabakatında uymadığı gibi işgal ettiği topraklarda sivillere baskı yapmayı, bu topraklar dışında da sivil ve askeri hedeflere saldırmayı sürdürdü. Mutabakatın uygulanmasına yönelik aralık ayında SDG yöneticileri ile Şam Hükûmeti arasında yapılan müzakereler maalesef olumsuz sonuçlandı.

Bunun da sebebi açık konuşmak gerekirse SDG denilen yapının uzlaşmaz, ayak süreyen, sürekli el yükselten, zamana oynayan tutumuydu. Biz bu süreçte ilgili kurumlarımız vasıtasıyla tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunduk. Düğümün çözülmesi, böylece krizin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için her türlü gayreti gösterdik.

Başka aktörler de devreye girdi. 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için gerekli tavsiyeleri yaptı. Ancak SDG denilen yapının maksimalist tavrında herhangi bir değişiklik olmadı.

Değerli arkadaşlar, bu arka plan temelinde Suriye Ordusu ocak ayının ikinci haftasında güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar akabinde son derece haklı ve meşru biçimde önce Halep içindeki mahallelere ardından Fırat'ın batısındaki topraklara operasyonlar düzenledi. Son bir hafta içinde de Halep'teki mahallelerin yanı sıra Fırat'ın doğusundaki topraklar Suriye Ordusu tarafından illegal silahlı unsurlardan temizlendi.

Öncelikle şunu bir kez daha hatırlatmak isterim; Türkiye olarak en başından itibaren toprak bütünlüğü korunmuş, siyasi birliği haiz tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk.

Türkiye'nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik. Suriye Devleti'nin ve Suriye Ordusu'nun tüm etnik kökenlerin, inançların, mezheplerin yan yana yaşadığı birleşik, tek bağımsız bir Suriye inşa etme mücadelesini komşuları ve kardeşleri olarak yürekten destekliyoruz.

Son haftalardaki başarılı operasyonlarından dolayı Suriye Hükümeti'ni, Suriye Ordusu'nu ve kardeş Suriye halkını gönülden tebrik ediyoruz. Çatışmalar sırasında şehit olanlara Cenabı Allah'tan rahmet niyaz ediyor, tüm yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Aynı şekilde dün varılan ateşkes antlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir.

Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir. Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın intihar anlamına geleceği çok çok açıktır.

Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla, dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkanı kalmamıştır.

Dün varılan anlaşmaya riayet ederek silahları bırakmak ve meseleyi suhuletle çözmek yegane çıkış yoludur. Burada şunun da bilinmesinde fayda görüyorum. Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız.

Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekli tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Suriye sahasında yaşanan tüm bu gelişmeleri çok yakından takip ettik ve ediyoruz. Türkiye'ye yönelik mevcut risklerin bertaraf edilmesi, yeni tehditlerin engellenmesi, Suriye'de barışın ve istikrarın süratle sağlanması için hassas bir süreç yürütüyoruz.

Şunu da özellikle ifade etmek isterim. Suriye'deki Kürtler bizim öz be öz kardeşlerimizdir. Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin önceki zalim rejim altında ne tür baskılara maruz kaldığını kardeşleri olarak en iyi biz biliyoruz. Varlıkları tanınmıyordu, vatandaş kabul edilmiyorlardı.

Kendilerine kimlik dahi verilmiyordu. Ana dilleriyle konuşmalarına, kültür ve geleneklerini yaşatmalarına müsaade edilmiyordu. Bu kardeşiniz başbakanken 2008 yılından itibaren yaptığım tüm görüşmelerde bu adaletsizlikleri dile getirdim. Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin haklarını ısrarlı şekilde gündeme taşıdık.

Kürtlere temel haklarının teslim edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguladık. Kimse bunları ağzına dahi almazken, Suriye'deki Kürtlerin haklarını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik.

İlk günden beri biz Suriye'ye hep bu nazarla yaklaştık. Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında olduk. En zor günlerinde Suriyeli kardeşlerimize kucak açtık. Ensar bilinciyle Suriyeli muhacirlere kol kanat gerdik.

Suriye'de 2011 yılında iç savaşın başlamasının ardından Kürt kardeşlerimiz bu sefer de terör örgütünün baskısına maruz kaldılar. Suriye'deki Kürt çocukları, Kürt gençleri terör örgütünün heva ve hevesi uğruna çatışmalara sürüldüler.

Ellerine silah tutuşturulup ölüme gönderildiler ve canlarını yitirdiler. Kürt halkına inançlarına uymayan, örf, adet, geleneklerine uymayan bir yaşam tarzı dayatıldı. Yine bu süreçte DEAŞ'lı caniler Suriye muhalefetinin yanı sıra Kürt kardeşlerimizi hedef aldı, onları da katletti. Şurası da önemlidir.

Yeni Suriye Hükûmeti devrimden sonra ülkedeki diğer tüm dini ve etnik gruplar gibi Suriyeli Kürtlere de kucak açmış, samimi bir entegrasyon için çok yapıcı davranmıştır. Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmed Şara yayınladığı kararnamelerle Suriye'deki Kürtlerin var olma haklarını, dil ve kültürlerini yaşatma haklarını, Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir.

16 Ocak'ta açıklanan deklarasyon Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin Suriye Devleti'ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihi nitelikte bir irade beyanıdır. Bütün bu olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü, Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir.

Masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak buna yönelik çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir. Bakın biz her zaman şunu ifade ettik. Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız. Ama ülkemizin çıkarlarına halel gelmesine de izin vermeyiz.

İlk günden beri her türlü riski gözeterek Milli İstihbarat Teşkilatımızla, Dışişleri Bakanlığımızla, Türk Silahlı Kuvvetlerimizle, ilgili tüm kurumlarımızla teyakkuz ve hassasiyet içinde gelişmeleri anbean izliyoruz. Dün Amerikan Başkanı Sayın Trump'la bu meseleleri ele aldığımız verimli bir telefon görüşmesini gerçekleştirdik.

DEAŞ'la ortak mücadele dahil Suriye'nin güvenliğine katkı yapacak birçok kritik konuyu kendisiyle istişare ettik. İnşallah dünkü anlaşmanın uygulanmasıyla en kısa süre zarfında örgütün kontrolü altındaki diğer topraklar ve orada yaşayan siviller de özgürlüklerine kavuşur. Bütüncül bir Suriye, herkesin kendini güvende hissettiği bir Suriye böylece inşa edilmiş olur.

Kardeşlerim, Suriye'nin tarımlı, verimli arazileri var. Suyu var, petrolü var. Çalışkan, azimli, dürüst, Türkiye'yi ve Türk milletini candan seven kardeş bir halkı var. Eski rejim döneminde Suriye kaynakları bir avuç elit içinde pay edilmiş, Suriye halkına ulaşmamıştı. Terör örgütünün işgaliyle bu zenginlikler yine Suriye halkından esirgendi. Şimdi Suriye'nin kendi zenginlikleri kendi halkı için kullanılacak. Suriye inşallah en kısa sürede toparlanacak. Refah çok hızlı şekilde yükselecektir.

Bu yeni dönemde Araplar, Kürtler, Türkmenler, Nusayriler, Dürziler, Hristiyanlar ve diğer tüm Suriye vatandaşları da refahtan paylarını eşit şekilde alacak. Suriye bölgede bir refah ve istikrar ülkesine dönüşecektir. Kazanan inşallah tüm Suriye halkı olacaktır. Terörün olmadığı, huzurun ve barışın egemen olduğu bir Suriye Allah'ın izniyle hızla vücut bulacaktır.

Değerli kardeşlerim, burada şunu da önemle vurgulamak durumundayım. Suriye'deki operasyonlar bahane edilerek tamamen yalan ve çarpıtma üzerine kurulu bir propagandayla tüm Kürtlerin kışkırtılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Özellikle Türkiye'deki Kürt kardeşlerimin bu oyunlara gelmemesi gerektiğini, yapılan çağrıların, yapılan tahriklerin gerçek niyeti görerek suhuletle, sağduyuyla, basiretle, ferasetle davranmaları gerektiğini tekrar hatırlatıyorum. Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır.

Kimse ister burada ister orada olsun benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz. Kürtlerin tek temsilcisiymiş gibi konuşamaz. Türkler ile Araplar ile Kürtler arasına kimse giremez. Kürt kardeşlerimiz bu tahriklere gelmesinler. Sağduyuyu asla elden bırakmasınlar.

Bunu özelde şunun için söylüyorum. Terörsüz Türkiye projemizle kardeşliği, muhabbeti, kucaklaşmayı, güvenliği, huzuru daha da artıracak bir gaye ile hassas bir süreç içinde yürütüyoruz. Geride bıraktığımız 15 ayda çok önemli adımlar attık. Çeşitli sabotaj teşebbüslerine rağmen direnç testlerini başarıyla geçerek süreci buraya kadar getirdik.

Meclisimizde kurulan komisyon nihai raporunu uzlaşı temelinde kaleme alıyor. İnşallah siyasete ufuk çizecek, siyaset kurumuna yol gösterecek bir raporun ortaya çıkacağına inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak ilk günkü gibi durduğumuz yerde sapasağlam duruyor, bu milletin 40 yıldır kanayan yarasını sarmanın samimi mücadelesini veriyoruz.

Teşviklerimizin de etkisiyle Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin hakları da yeni yönetim tarafından teslim ediliyor. Tam entegrasyonun sağlanmasıyla inşallah orada da yeni bir dönem başlayacak. Açıkçası Suriye'nin istikrara ve huzura kavuşması en çok da Suriye Kürtlerini rahatlatacak. Türkiye ve Suriye vatandaşları bundan sonra daha bir muhabbetle kucaklaşacak, inşallah kardeşlik hukukuyla eşsiz bir güç birliği oluşturacaklardır.

Suriye'deki son gelişmelerle istikbal Türkler, Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer tüm kardeşlerimiz için kardan daha aydınlık bir istikbal olacaktır. Terörün, şiddetin, silahın devreden çıkmasıyla birlikte her mesele siyaset zemininde konuşulacak, masada konuşulacak, istişare edilerek orada çözüme kavuşturulacaktır.

Bakın şunun altını çizerek tüm kalbimle, tüm samimiyetimle bugün bir kez daha ifade etmek istiyorum. Hiç kimse endişeye kapılmasın. Hiçbir kardeşim karamsar olmasın. Tereddüt içinde olmasın. Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına, başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur.

AK Parti varsa, Cumhur İttifakı güçlüyse biz evvelallah Kürt kardeşlerimize haksızlık yapılmasına, onların zarar görmesine asla izin vermeyiz. Kardeşlerim bunu tarih boyunca defalarca yaptık. Halepçe Katliamı'ndan Ayn el-Arap'taki saldırılara kadar en zor zamanlarında Kürt kardeşlerimize biz sahip çıktık.

Allah korusun böyle bir durumun tekrar yaşanması halinde hiç tereddüt etmeden aynı tavrı yine sergileriz. Yine yardıma koşarız, yine kardeşlerimizi bağrımıza basarız. Şunu artık herkes görmeli, anlamalı ve kabullenmelidir. Esas olan bölünme değil, birleşmedir. Esas olan dağılma değil, muhabbetle kucaklaşmadır. Esas olan küçük devletçiklere ayrışma değil, birleşerek güç birliği yapmaktır.

Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek, tek yürek olarak, aynı istikamete bakarak bölgemizin sorunlarını birlikte çözeceklerdir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz var. O da İslam kardeşliğidir. Unutmayın. Müminler bir elin parmakları gibi, bir duvarın tuğlaları gibi kardeştir.

Birbirine yakındır, birbirine öyle kenetlenmiştir. Kavimlerimizden, kabilelerimizden, etnik aidiyetlerimizden çok daha önce bizi bir eden, bizi bir araya getiren imanımızdır, inancımızdır, ezanımızdır, kitabımız, peygamberimiz, kıblemizdir.

Kardeşlerim, Mevlana'nın o güzel hikayesinde anlattığı gibi, kimimiz engür der, kimimiz ıneb der, kimimiz üzüm der ama hakikat olan şudur ki biz aynı yolun yolcularıyız, biz aynı sofranın mensuplarıyız, biz farklı dillerimiz olsa da aynı gönül dilini konuşanlarız. İşte onun için kardeşlerin arasına sızmış olan, kardeşliği tahrip eden terörü aramızdan çekip çıkaracağız. Kardeşliğin dilini bozan terör dilini aramızdan çekip çıkaracağız.

Birbirimizle gönül diliyle konuşacağız. Ru be ru, yüz yüze muhabbet edeceğiz ve kendi sorunlarımızı kendimiz çözeceğiz. Bu süreçte birbirimize empatiyle yaklaşacak, birbirimizi anlamaya çalışacak, kibre, tekebbüre, ayrıştırıcı bir dil kullanmamaya özellikle özen göstereceğiz.

İçeriden ve dışarıdan körüklenen hiçbir fitne girişimine prim vermeden, hiçbir tahrike kapılmadan soğukkanlılığımızı daima muhafaza edeceğiz. Türkiye bu anlamda çok önemli mesafe kat etti. Hamdolsun kardeşliğimizi daha da pekiştiriyoruz.

Suriye'nin de huzura ermesiyle kardeşliğimiz daha geniş boyutta, daha güçlü şekilde geleceğe ilerleyecektir. Bu anlamda tüm Suriye halkıyla özellikle beraber Suriye Kürtlerinin de bir an önce huzura kavuşmasını temenni ediyorum.

İçinden geçtiğimiz bu hassas günlerde herkesi özellikle de siyasetçileri ve basın mensuplarını sorumlu davranmaya davet ediyorum. Sosyal medyada körüklenen nefret iklimine, buna karşı herkes dikkat etmelidir. Şunu milletimizin hiçbir ferdi aklından çıkarmasın.

Gerek küresel gerekse bölgesel gelişmeler bağlamında çok kritik günler yaşıyoruz. En küçük bir hatanın, en küçük bir dikkatsizliğin ciddi sonuçlar doğuracağı adeta bir sırattan geçiyoruz. Kürt vatandaşlarım başta olmak üzere milletimin her bir ferdinden, ayrıca sınırlarımızın ötesindeki tüm Kürt kardeşlerimden bu hassasiyeti anlamalarını özellikle istirham ediyorum.

Rabb'im ülkemizi, milletimizi ve Suriyeli kardeşlerimizi muhafaza eylesin. Rabbim bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara fırsat vermesin. Kardeşliğimiz daim olsun, muhabbetimiz zaid olsun. Bu şekilde diyor, grup toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tekrar görüşmek üzere, tekrar buluşmak umuduyla hepinizi Rabbimğ emanet ediyorum. Selam ve sevgilerimi sunuyorum. Kalın sağlıcakla."

  Hibya Haber Ajansı